Hayatta dışsal kale alma pratiği yapan bir insanı alalım, örneğin bir şef garson. Belki çok akıllıdır. İnsanların nasıl olduğuna dikkat eder, özellikleri nelerdir, ondan ne beklerler, nelere sinirlenirler, hangi yemekleri tercih ederler vs. Tüm bunları tatmin etmeye çalışır; aynen Aziz Pavlus gibi o da “herkese her şey” dir fakat aynı güdülerden dolayı değil. İnsanların isteklerine göre kendini adapte edecek kadar akıllıdır. Başkalarının hatırı için kendini söndürür. Dikkatli, nazik ve anlayışlıdır, dikkatleri üzerine çekmemeye çalışır vs. Fakat tüm bunları bir oyun oynadığı için yapar. Ve tamamen doğrudur. Akıllıdır. Fakat Çalışma’da durum farklıdır. Hayat bakış açısından dışsal kale alma, Çalışma bakış açısından dışsal kale almaya benzemez.
Bir seferinde Bay Ouspensky ile oturuyorduk. Sessizdik. Bir gülümsemeyle bana baktı ve niçin bu kadar üzgün olduğumu sordu. Üzgün olduğumu bilmiyordum, dedim. O dedi ki: “Bu bir alışkanlıktır. Uzakta üzücü şarkılar söyleyen bazı ‘ben'leri dinliyorsun, belki sözleri olmayan bir şarkı, belki de sözleri unuttun. Onu gözlemlemeye çalış. Senden kuvvet alıyor ve bu, tam anlamıyla faydasızdır.” Ve ekledi: “Bu, Ay'ın seni yemesine (tüketmesine) bir örnektir."
Yorumlar
Yorum Gönder